Ona göre dünyanın en büyük sorunu “vicdansız insan sayısının fazlalığı”...

Ona göre dünyanın en büyük sorunu “vicdansız insan sayısının fazlalığı”...

İşte Torku Konyaspor Basketbol takımının oyuncularından Mesut Ademoğlu'nun sohbet tadında röportajı...

 
“Her şey basketbol değil, her şey para değil. Maneviyatın farkına varmalıyız. Acıları, sorunları paylaşmalıyız”cümlesi sohbetindeki en dikkat çekici, altı çizilesi cümlelerinden biriydi...
 
Mesut’un birlikte savaşa bile gidebileceği 5 Türk oyuncunun kim olduğunu, oyunculuk kariyerinin ardından neler planladığını, farklı geride oldukları maçların ilk yarılarında soyunma odasında neler yaşadıklarını öğrenmek istiyorsanız işte cevaplar...    
 
Aziz Bekir ile yollarınız çok sık kesişiyor. İlk olarak antrenöründen biraz konuşmak istiyorum...
Biz 1997 yılında tanıştık. O zaman Aziz ağabeyin oyunculuk kariyeri daha devam ediyordu. Onun Bosnalı benim ise Karadağlı olmam bizi biraz yakınlaştırmıştı. Aynı dili de konuştuğumuz için genç oyuncu olmam ile birlikte aramızda ağabey-kardeş ilişkisi doğdu. O, oyunculuğu bıraktığında ben de Amerika’ya gittim. Geri döndüğümde ise kendisinin antrenörlük kariyeri başlamıştı. Kepez Belediyesi’nde yollarımız bir kez daha çakıştı. Birbirimizi iyi tanıdığımız için Kepez Belediyesi’ndeki zorlu süreçte birlikte mücadele verdik. Yaşanılan sıkıntılar ya insanları iyicene ayrıştırıyor yada ilişkilerini daha kuvvetlendiriyor. Biz ikincisini yaşadık. Finansal açıdan yaşadığımız zorluklara ve transfer teklifleri almış olmama rağmen Aziz ağabeyi bırakıp gitmek istemedim. Birlikte direndik. Karşılıklı güven ve inanç bizi bu noktaya getirdi. Basketbol felsefelerimiz de yakın olunca Gaziantep’te ve Konya’da da yollar kesişti.
 
Peki bu uzun yol arkadaşlığı sırasında Aziz Bekir’in antrenörlüğünde ne gibi farklılıklar gözlemliyorsun?
Basketbolun dinamikleri her takımda farklı. Gerek bütçe gerekse hedefler belirleyici oluyor. Ama herşeyden önce Aziz Bekir’in kendi ile barışık olması, belirlediği basketbol sisteminden taviz vermemesi onu Türkiye’nin önemli antrenörlerinden biri yapıyor. Bizim ülkemizde en kolay yapılan şey eleştiri. İşin iç yüzünü bilmeden acımasızca yorumlar yapılıyor. Aziz ağabey bu noktada da kendini korumayı bilen biri. Basketbolu kendisi kadar bilmeyen insanların görüşlerini dikkatte almadan, çok okumadan ve inandığı yoldan sapmadan ilerlemeye çalışıyor. Bu da onun en önemli özelliklerinden birisi.
 
Amerika’da yaşadığın tecrübeyi de bizlerle paylaşır mısın?
Bu kararı almamdaki en büyük amaç basketbol ile eğitimi bir arada yürütebilmekti. Türkiye’de 2 sene Kültür Üniversitesi’ne kayıtlı kaldım ama okula hiç gitmedim. Beni kimse tanımadı. Kaydımı bile başkasına yaptırtmıştım. Amerika’ya gitme kararımı ailem de destekledi ve basketbolun dışında hayatıma yön verecek başka bir mesleği edinmemi istediler. Orada uluslararası ilişkiler ve ekonomi eğitimi aldım. İyi bir öğrenciydim ve okulumu birincilikle bitirdim. Bu süreçte de Amerika’dan önce ve sonra olmak üzere iki farklı Mesut oluştu. Sadece basketbolda değil Amerikalıların genel yaşamlarındaki çalışma disiplini ve kuralları beni çok etkiledi. Avrupalılar hayatın tadını çıkarmayı, Amerikalılar ise çalışmayı  iyi biliyor. Ben Türkiye’ye döndüğümde kaliteli yaşamak ile çok çalışmak arasındaki sınırı iyi kurmayı ve bunu doğru yönetmeyi öğrenmiştim. Bu benim en önemli kazanımlarımdan biri oldu.
 
Basketbol adına hiç “keşke” dediğin bir dönem oldu mu?
Açıkçası somut bir dönem yada olay yok. Her zaman için çalışma seviyemi bir derece daha üstte tutabilirdim belki. Bunu yapabilecek kapasitem de vardı. Kendime hep güvendim. Yaşadıklarımdan pişman değilim. Olmam gereken yer burası, bunun hayırlı olduğuna inanırım. Biraz kaderciyimdir.  
 
Çok iyi başladığınız bir sezonda sert bir iniş yaşadınız ve tekrar ayağa kalkmayı başardınız. Geride kalan 21 haftayı nasıl değerlendiriyorsun?
Hazırlık döneminde Burak Selen ile başlayıp, Troy De Vries ve Valentin Pastal ile devam eden sakatlıklar silsilesinin yanı sıra Joshua Mayo’nun takımdan zorunlu ayrılışı bizim gibi sistemi olan her takımı olumsuz etkiler. Aziz Bekir’in kurduğu inançlı takımda hiç sorgulanmadan benimsenen sistem içinde taşlardan biri yerinden oynayınca yada eksilince kimyamız bozuluyor. Bizim şifremiz inanç. Hepimiz birbirimizi seviyor, birbirimize güveniyor ve inanıyoruz. Böyle olunca da yarattığımız pozitif enerji ile ayakta kalmayı başarıyoruz. Yeni transferlerle kendimizi onarmaya ve yenilemeye çalıştık. Yeni rollere adapte olmak kolay değildi. Bu süreçte en az kazanabileceğimiz 3 maçı kaybettik. Böyle olunca da tehlikeli bölgeye yakınlaştık. Ama inancımızı kaybetmeyerek çalışmaya devam ettik ve ediyoruz. Arka arkaya aldığımız İBB ve Rönesans TED Ankara Kolejliler maçları bizim nefes almamızı sağladı.
 
Farklı geriye düştüğünüz ilk yarılar ve sonunda da kazandığınız maçlar var. Devre arasında soyunma odasında neler oluyor ki siz böyle zorlu maçları çeviriyorsunuz?
Bu sorunun cevabı için verilecek dramatik cümlelerim yok. Saklı, gizli yaptığımız bir şeyler de yok. Her zaman savunmada ve hücumda verdiğimiz mücadeleyi devam ettirme kararlılığında maça dönüyoruz. Bir arayış içinde olmuyoruz. Takımın ismine takılmıyoruz. Bu iniş çıkışlar basketbolun doğasında var. Takımın kimyası ve az önce de söylediğim gibi birbirimize olan inancımız soyunma odasından dik çıkmamızı sağlıyor. Eğer biz sahada doğru şeyleri yapıyor ve yine de maçı çeviremiyorsak buna yapacak bir şeyimiz yok demektir. Aziz Ağabey de bunu bize hissettirir. Farklı kaybettiğimiz bir maçtan sonra gelip tüm oyuncuların elini sıkıp, “mücadele ettik ama olmadı” dediğini bilirim.
 
Gerçekten oyuncusuna değer veren, demokrat bir antrenörle çalışıyorsunuz. Verdiğin örnek de bunu destekliyor. Sanırım şanslısınız...
Biz onu, o da bizi seviyor. İnsanların farkına varamadığı şey bu. Sevgi-korku ayrımını iyi yapmak lazım. Biz sevgiyi ön planda tutuyor, sevdiklerimiz için ekstra adımlar atıyoruz. Kadro oluşturulurken de antrenörümüzün kriterleri arasında böyle oyuncular tercih sebebi oluyor. Saygı ile sevgiyi bir araya getirdiğiniz zaman da bu demokrat yapı ortaya çıkıyor.
 
Bu yapıya yabancı oyuncuları nasıl ekliyorsunuz?
Takım içinde yaşanan arkadaşlık ilişkisini onlar gözlemleyerek ve test ederek samimiyetimizin farkına varıyorlar. İlk 1 hafta içinde biz bu uyum sürecini atlatıyoruz. Geriye sisteme uyum kalıyor. Büyük problemler yaşamadık. Hep de iyi insanlarla karşılaştık.
 
Oyunculuk kariyerin bitince...
En az 3-4 yıl daha oynamak istiyorum. Oyunculuk bitince de bu tecrübeyi bir kenara bırakmanın uygun olmayacağını, bana yakışmayacağını, kalıp bildiklerimi paylaşmam gerektiğini hissediyorum. Zaten Türk sporunun daha fazla ilerlemesi için sporun içinden gelen isimlerin, yönetici ve idarecilik kadrolarında daha fazla sorumluluk üstlenmesinin gerekliliğine inanıyorum. Ülke olarak şu anda yaşadığımız spordaki en büyük sorunun da bu olduğunu düşünüyorum.
 
Birlikte oynamak istediğin 5’i sorsam...
Birlikte kazanmayı ve kaybetmeyi keyif alarak yaşadığım arkadaşlarım var. Ayırım yapmam pek doğru gelmiyor ama 1 numara Erden Eryüz, 2 numara Cihan Amasyalı, 3 numara Gürol Karamahmut, 4 numarada kendim, beş numarada ise Ahmet Kaplan ile sahada olmayı isterdim. Bu isimlerle savaşa giderim ben.
 
Sosyal sorumluluk projelerine yer veren bir kulübünüz var. Sahanızdaki maçlarda farklı özelliklere sahip konuklarınız oluyor. Down sendromlu çocukları, organ nakli bekleyen hastaları basketbol ile buluşturuyorsunuz. Ermenk’e yardım eli uzattınız. Bu tip organizasyonların bir parçası olmayı nasıl yorumluyorsun?
2006’da Amerika’dan döndüğümde Türkiye’de eksik gördüğüm şeyler bunlardı. NBA bu tip şeylere çok duyarlı bir organizasyon. Biz kolejde oynarken haftanın iki üç günü mutlaka sosyal sorumluluk projelerine katılır ve yaşadığımız bölgenin insanlarına faydalı olacak şeyler için örnek olmaya çalışırdık. Şimdi Türkiye’de de bu tip organizasyonların başladığını görmek sevindirici. Annesini babasını dinlemeyip süt içmeyen bir çocuğa “Süt çok faydalı ben içiyorum, sen de içmelisin” dediğimde çocukların etkilendiğini görüyorum. Bu gücümüzü doğru kullanmalıyız. Her şey basketbol değil, her şey para değil. Maneviyatın farkına varmalıyız. Her geçen gün zincirimize yeni bir halka eklemeliyiz. Acıları, sorunları paylaşarak büyümeliyiz.
 
6 yabancı kuralı için neler söyleyeceksin?
Çok doğru bulduğum bir uygulama değil. Ben ilk A takıma çıktığımda bu kural olsaydı belki basketbolu bırakmış olurdum. 18 yaşından 24 yaşına kadar genç oyuncuların korunması gerektiğini düşünüyorum. Alt yapılarda Avrupa’da madalyalar kazanan milli takımlarımızın gençlerinden kaçı forma şansı buluyor bir bakın. Furkan ve Cedi haricinde hiçbiri yok. Tembelliğe ben de karşıyım. Gençler de biz tecrübeli doyuncular da rekabetin içinde olacağız ama günü kurtarmak adına taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğini düşünüyorum.   
 
Dünyanın en büyük sorunu sana göre nedir?
Vicdansız insan sayısının çokluğu! Bana göre tüm sorunların tek kaynağı bu. Aklımıza baş vurmadan önce vicdanımızın sesini dinleyerek de doğruya ulaşabiliriz. Yeter ki vicdanımız olsun! 
Yorumlar
    Bu haberi için henüz yorum yapılmadı!
Yorum Yapın